Blog

Ruhumda Kalan Uğultu

Nafi Çekem

02 Kasım 2026 · 3 dk okuma

  Ruhumda Kalan Uğultu

Sabaha karşı uyandığımda evin seslerini hemen tanıyamıyorum. Pencerenin önündeki gölgeler karanlıkta birbirine karışıyor. Yan odadan gelen tıkırtıyla başımı kapıya çeviriyorum. Sanki az önce biri adımı söylemiş de sesin sonuna yetişememişim.

Ses kesiliyor, bir süre daha dinliyorum. Kimi zaman nerede olduğumu anlamam birkaç saniye sürüyor. Adımın, yaşımın, yetişmem gereken işlerin henüz bana dönmediği o aralıkta kendimi ne genç ne yaşlı hissediyorum. Elimi yatağın boş tarafına uzatıyorum. Uyumadan önce önemsemediğim sessizlik uyanınca daha çok dokunuyor bana. Gün içinde o uyanış aklıma geliyor. İnsan kendisi hakkında bildiklerini bir anlığına unutunca geriye ne kalıyor?

Ruh dediğimiz şeyin bu anlarla bir ilgisi var mı bilmiyorum. Hiç gitmediğim bir yerde yolumu biliyormuşum gibi yürüdüğüm oluyor. Bir yabancının sesini duyunca durup arkama bakıyorum. Eve dönerken o sesi kime benzettiğimi bulmaya çalışıyorum. Belki zihnim eski anıları birbiriyle harmanlıyor. Ama duyduğum ses kaybettiğim insanlardan birini hatırlatıyorsa, kolayca unutup geçemiyorum. Gözlerimi kapatıp yüzlerini ve seslerini hatırlamaya çalışıyorum ama yaş ilerledikçe bunu yapmakta bile zorlanıyorum.

Sonra hiç beklemediğim bir anda söyledikleri bir söz bütün açıklığıyla geri geliyor. Evde yalnız olduğumu bilsem de başımı kaldırıp etrafıma bakıyorum. Vaktiyle kızdığım bir sözü yıllar sonra ben de söylüyorum. Ara sıra yalnızken sesli konuşuyorum. O gün aklıma ne geldiyse yalnızlığıma anlatıyorum. Günümün nasıl geçtiğini, kızgınlıklarımı ve kırgınlıklarımı. Sözüm bitince bir müddet öylece oturuyorum. Ardından birini aramak geçiyor içimden. saat geç olmuşsa vazgeçiyor sabah konuşuruz diyorum.

Çocukken ölenlerin bir yerde yeniden buluştuğunu, bizim göremediğimiz bir yerde birbirlerini tanıyıp konuşmaya devam ettiklerini düşünürdüm. Şimdi ölümden sonra ne olduğuna dair daha çok soru geliyor aklıma. Yine de kaybettiklerimin orada karşılaşmış olabileceğini düşünmek iyi geliyor. Bir gün ben de aralarına katılırsam beni hatırladığım sesleriyle karşılasınlar istiyorum. Bu düşünce uzadıkça huzursuzlanıyor, aklımı başka bir şeye vermeye çalışıyorum.

Kimi zaman hayatta olan sevdiklerimle otururken  yüzlerine gereğinden uzun baktığım oluyor. Ellerindeki bardağı tutuşlarını, kaşlarını kaldırışlarını, seslerindeki yorgunluğu aklımda tutmak konuşmalarını dinlemek istiyorum.

 İçimden bu akşamın biraz daha sürmesini hikayelerimizin yarım kalmamasını, başka bir gün yine böyle oturalım istiyorum. Zamanın geçtiğini evdeki eşyalarda da görüyorum. Bazıları eskiyor, bazılarını ne zaman kaldırdığımı hatırlamıyorum. Bir çekmeceyi açınca yıllardır unuttuğum bir koku yükseliyor. Nereden tanıdık geldiğini çıkaramadan çocukluğumdan bir oda beliriyor gözümün önünde. Koku dağılınca odayı yeniden hatırlamaya çalışıyorum, bu kez aynı netlikte göremiyorum.

O odayı hatırladığımda herkes hala hayatta. Ben kapının eşiğindeyim. Birkaç saniyeliğine yeniden o evin çocuğu oluyorum. Çekmeceyi kapatıp elimdeki işe döndüğümde bile aklım orada kalıyor.

Böyle zamanlarda dışarı çıkmak iyi geliyor. Bahçede kuru yaprakları ayaklarımla aralarken ağacın dibinde küçük bir filiz görüyorum. Eğilip çevresindeki yaprakları kaldırıyorum.  Yanındaki taşı kaldırıp filizin çevresine biraz toprak çekiyorum. Toprakla uğraşırken aklımdaki sorular bir süre uzaklaşıyor. Ama gece olduğunda yeniden düşünmeye başlıyorum. Sevdiklerim nereye gitti? Bir gün ben de giderken ardımda kalanların sesini duyabilecek miyim?

Bunları kimseyle konuşmadığımda daha uzun süre düşünüyorum. Konuşmaya kalksam nereden başlayacağımı bilemiyorum.

Bazen dua etmek bile güç geliyor. Bildiğim sözleri tekrar ediyorum ama aklım dağılıyor. Bunun için kendime kızdığım da oluyor. İnanıyorsam ayrılığı daha kolay kabullenmem gerektiğini düşünüyorum. Yine de onları görmek, seslerini bir kez daha duymak istiyorum.

Böyle gecelerde avucumu göğsüme koyup kalbimin vuruşlarını saymaya başlıyorum. Çocukken korktuğumda da yapardım bunu. Nereden öğrendiğimi hatırlamıyorum. Elimi orada tutunca biraz sakinleşiyorum. Sabaha doğru pencerenin önünde bir kuş kıpırdanıyor. Kalkıp perdeyi açıyorum. Mutfakta suyu ocağa koyarken kaybettiklerimden birinin sesi geliyor aklıma. Söylediği cümleyi hatırlayamıyorum ama adımı söyleyişini hatırlıyorum. Aynı biçimde söylemeyi deniyorum, kendi sesim mutfakta yabancı geliyor. Su kaynamaya başlayınca susuyorum.

  • bilinç akışı
  • yalnızlık

Yazar

Nafi Çekem

Balat’ın sokaklarında büyüyen, karanlığı ve bilinmeyeni yazan romancı ve ressam.

Bütün yazıları → Yazar sayfası

Nafi Çekem yazdı

Blogdan

Kitabımı Yayımlat Ara