KIRILAN BARDAKLAR
18 Ekim 2026 · 4 dk okuma
İnsan bazen en çok sevdiği insanı incitir. Üstelik bunu yaptığını bile fark etmeden. Bir söz söyler, bir şaka yapar, sıradan bir davranışta bulunur. Kendisi için üzerinde durulmayacak kadar küçük olan o an, karşısındaki insanın içinde yıllardır dokunulmamış bir yere denk gelebilir. Sonra bir bakar ki ortada kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar, söylenmemesi gereken sözler vardır.
Oysa her şey çok daha basit başlamıştır.
Düşünün, çok sevdiğiniz biriyle aynı masada oturuyorsunuz. Konuşurken eliniz yanlışlıkla onun bardağına çarpıyor. Biraz su dökülüyor. Belki çarptığınızı bile fark etmiyorsunuz. Çünkü aklınızdan ona zarar vermek geçmiyor. Fakat karşınızdaki insan için o an, sizin düşündüğünüz kadar sıradan olmayabilir. Belki daha önce birileri defalarca onun bardağını devirmiştir. Belki yıllarca dökülen suları tek başına temizlemek zorunda kalmıştır. Belki de artık bardağına uzanan her eli, onu yeniden devirecekmiş gibi görüyordur. Siz bunların hiçbirini bilmiyorsunuz. O da kendince bardağını korumaya çalışıyor. Aceleyle uzanıyor, öfkeleniyor, kendisini anlatmaya çalışıyor. O telaşın içinde bu kez sizin bardağınıza çarpıyor. Bardak masanın kenarından kayıp yere düşüyor ve kırılıyor.
Şimdi masanın üzerinde biraz dökülmüş su, yerde ise kırılmış bir bardak var. İkiniz de üzgünsünüz. Biriniz bardağına neden çarpıldığını anlamaya çalışıyor, diğeriniz kendi bardağının nasıl kırıldığını. Belki ikiniz de haklı olarak incindiniz. Belki ikiniz de birbirinizin davranışını olduğundan farklı yorumladınız. Ama en başından beri hiçbiriniz böyle bir sonuca varmak istemediniz.
Bazen ilişkilerimizde de böyle oluyor. Birimizin farkında olmadan dokunduğu yer, diğerimizin geçmişinden kalan bir acıyı uyandırıyor. Sonra o acıyla verilen tepki, bu kez başka bir yaraya dokunuyor. Birbirini seven iki insan, kendilerini hiç istemedikleri bir tartışmanın içinde bulabiliyor.
Burada üzerinde düşünmemiz gereken bir ayrım var. Birini istemeden incitmiş olmak, onun incinmediği anlamına gelmiyor. Ama incinmiş olmak da karşımızdakinin bizi bilerek yaraladığını göstermiyor. Niyetlerimizle davranışlarımızın sonuçları her zaman birbirine uymuyor.
Üstelik herkes aynı geçmişten gelmiyor. Kimimiz çocukluğundan beri kendini anlatmak zorunda kalmış. Kimimiz bir gün ansızın kaybettiği birinin ardından, her vedanın son veda olabileceği korkusunu taşımış. Kimimiz çok erken büyümüş, kimimiz sevilmek için sürekli bir şeyleri doğru yapmak gerektiğine inanmış. Herkes bambaşka hikâyelere karışmış.
Yıllar geçiyor, yaşımız büyüyor, hayatımız değişiyor. Ama bazı korkular bizimle birlikte büyümüyor. İçimizde, yaşandıkları günkü hâlleriyle kalabiliyorlar. Bugün söylenen bir söz, yıllar önceki bir duyguyu yeniden uyandırabiliyor. Bu yüzden aynı cümle iki insanda aynı anlama gelmiyor. Birinin şaka olarak söylediğini diğeri iğneleyici olarak duyabiliyor. Bazen aynı söz, iki insanın içinde bambaşka duygular uyandırabiliyor. Birinin üzerinde durmadan söylediği bir cümle, diğerine yıllar öncesinden tanıdık gelebiliyor. Kimi zaman küçük bir davranış, hiç beklenmedik bir kırgınlığa dönüşüyor. Ve insanlar çoğu zaman birbirlerini neden incittiklerini bile tam olarak anlayamıyor.
Bütün bunları düşününce insan ister istemez kendi davranışlarını da sorguluyor. Acaba iyi niyetimden bu kadar emin olduğum için karşımdakinin incinmiş olabileceğini gözden mi kaçırdım? Ya da kendi kırgınlığıma öylesine kapıldım ki onun da bilmeden bir yarama dokunmuş olabileceğini düşünemedim mi?
Bence bu soruların kolay cevapları yok. Her tartışmada bir suçlu bulmak, yaşananları açıklamaya yetmiyor. Bazen iki insan da kendi açısından anlaşılır gerekçeler taşıyor. Bazen ikisi de yanlış davranıyor. Hepimizin geçmişten taşıdığı, bugünümüzü etkileyen duygular var. Bunları anlamaya çalışmak, birbirimize daha dikkatli yaklaşmamızı sağlayabilir. Aynı şekilde iyi niyetle hareket etsek bile bazen farkında olmadan birini incitebileceğimizi kabul etmek, birbirimizi daha iyi anlamanın bir yolu olabilir.
Belki de en çok burada zorlanıyoruz. Kendi acımızı çok yakından tanıyoruz. Hangi sözün neden canımızı yaktığını, hangi davranışın bizi nerelere götürdüğünü biliyoruz. Ama karşımızdaki insanın içinde neler olup bittiğini her zaman göremiyoruz. Bazen onun yarasını fark etmemiz için bize anlatması gerekiyor. Bazen de bizim kendi yaramızı gösterecek cesareti bulmamız.
Masadaki bardaklara dönersek…
Dökülen su silinebilir. Kırılan bardak da belki yenisiyle değiştirilebilir. Ama mesele yalnızca suyu silmek ya da yeni bir bardak almak değildir. Bir daha aynı masaya oturulduğunda, ellerin neden eskisi kadar rahat hareket edemediğini de anlamak gerekir.
Belki birimiz bardağımıza yeniden çarpılmasından korkacağız. Diğerimiz ise farkında olmadan bir şeyi kırmaktan. Bu korkuların ikisi de gerçek olabilir. Birbirimizi anlamaya çalışmak, yalnızca kendi bardağımıza bakmaktan biraz daha fazlasını gerektirir. Çünkü aynı masada oturmak isteyen iki insanın, birbirinin geçmişini bütünüyle bilmesi mümkün değildir. Ama birbirini incittiğini öğrendiğinde ne yapacağını seçmesi mümkündür.
Belki de ilişkilerimizi belirleyen şey, bardakların hiç devrilmemesi değildir. Bir şeyler döküldüğünde ya da kırıldığında, aynı masada yeniden oturabilmenin bir yolunu arayıp aramadığımızdır. Çünkü masadan uzaklaştığımızda ne dökülen suyu silebiliriz ne de kırılan bardağın yerine yenisini koyabiliriz.
ELİF İPEK BİLEK
- ilişkiler
- psikoloji
- deneme
Yazar
Elif İpek Bilek
Roman, öykü ve çocuk kitapları yazan; iklim ve gıda üzerine çalışan yazar ve editör.
Elif İpek Bilek yazdı
Blogdan